dj , play a song for the lovers tonight...





Darwin'le maymun olun!

bonobo-live1-vinck-02007.jpg
Sanırız mama takipçilerine Bonobo 'nun hayatımızdaki yerini uzun uzadıya anlatmamıza lüzum yoktur. İçinizde eminiz ki sevgili Simon Green ile birebir haşır neşir olmuş olanlarınız olduğu gibi 2001'deki Animal Magic'ten beri yaptığı her işi yakinen takip eden dostlar da vardır. Bir kere daha Bonobo müziğini size överek kendimizi tekrara girmektense , zat-ı muhteremin "Barakas" takma adı altında bize taktığı EP'si ile karşınıza çıkalım istedik. Simon bu sefer Bonobo'dan alışık olduğumuz "rahat koltuklara yayılıp düşünme eğilimi"ndense , bilhassa şu sıcaklarda o koltuktan biraz kalkıp gidip tropikal bi kadeh içki alıp hafif hafif salınmamızı öğütlüyor. Hayat oturmaya gelmez diyor , biz de gevrek gevrek sırıtarak karşılık veriyoruz kendisine. Bonobo , Barakas olmuş geliyor , Stabilo Bossa diyor...
[cover.jpg]

beth gibbons'dan turfanda şarkılar

"şevval sam'dan karadeniz türküleri" der gibi oldu, biliyorum.. ama herkesin yeri ayrı..

gençliğimize vurulmuş en ciddi müzikal darbeler sıralaması yapacak olsak herhalde portishead vukuatını en üst sıralara koyar, beth gibbons'u da mutat 'yıkıcılıkta sınır tanımayan kadınlar' listemizin onur konuğu olarak protokoldeki yerine oturturduk.. itirazı olan?

portishead taifesi, yıllar sonra gelen third ile memleketlerine has can sıkıntısını bambaşka mecralara taşıdıklarını, geçen sürede kafalarının hayli karıştığını göstermişlerdi. bu da böyle bir şeydi, iyiydi de bir yandan..


41B2KEG4Q5L._SS500_



2002'de çıkan out of season'da hamam biraz daha insaflı, tas aynı.. rustin man, tabii ki portiskafadan başka bir kafada, ama beth'in sesine yakışan o eski atmosfere göndermeleri ihmal ettiğini de söylemek namümkün. piyano, yaylılar, elektronik dokunuşlar, tekinsiz bir yalnızlık hissi yaratan bulanık kafa, hepsi uzak bir akrabalığı duyuruyor. iyisi mi compare contrast kafasından mümkün olduğunca uzak bakalım bu albüme. ancak o zaman karar verebiliriz, turfanda mı bayat mı bu out of season şarkılar.

'akademik-entelektüel görsel sanatlar'a ve modaya ilgi duyanlardan mısınız?

bir önceki giride içimizi gıdıklayan sorudan mülhem, hayli (highly) akademik bir albümü anmak isterim. dj spooky that subliminal kid olarak da bilinen paul d. miller, sound unbound: sampling digital music and culture başlıklı bir kitap derlemiş. bir zahmet bağlantıyı takip ederseniz göreceksiniz ki katkıda bulunanlar taifesi fevkaladenin de fevkinde.


sound_unbound


her karşılaştığımızda tuhaf hisler bırakan, bir yanları hep obskür ahir zaman avangardlarının ses kayıtları üzerine çalışıp bir de albüm ekleyivermesin mi adam kitaba? vallahi ne demeli? başlıktaki soruya ukala bir gururla 'evet, pek tabii' diyenlerden, 'neymiş bu be hafız?' diyenlere dek herkesi ilgili albümü dinlemeye davet ediyorum.


51Xo9bzSxCL._SL500_AA280_


manhattan'daki eski endüstriyel yapılardan bozma tuğla binalardan birinde, açık asansörle çıkılan geniş bir ressam stüdyosunda verilecek kokteylin ardından okuma saati düzenlenecek, akabinde de beklenmedik gruplar halinde ayrılınıp kafalar türlü marifetlerle cilalanıp sevişilecektir. amerikan entelijansiyası dediğimiz grubun nereden baksan 30 yıldır süren yaşayış tarzına mugayyir davranamayız, değil mi?

Sessiz sedasız devrilsin.

cover
Uzun süredir sağlam bir "concept-album" çalınmadı mı kulağınıza? "Şöyle kıvamında bir modern müzik albümü olsa , bir kısa Truman Capote öyküsü tadı bıraksa..." diyenlerden misiniz? José González 'in sükunetine , Sébastien Tellier 'in beyefendiliğine ve sempatisine gönül kaptırmışlığınız mı var? "Akademik-Entelektüel görsel sanatlar"a ve modaya ilgi duyanlardan mısınız? Birkaç ay sonra şeytani koca şirketlerden birisi harikulade reklam filmi için bu albümdeki müzikleri kullandığında "Ben bu şarkıyı bir yerlerden hatırlıyorum" demek isteyenlerden misiniz?

Ama en mühimi eğer ""Şöyle kıvamında bir modern müzik albümü olsa , bir kısa Truman Capote öyküsü tadı bıraksa..." diyenlerdenseniz , raflara düşmeden evvel Ninja Tune etiketli Fink albümü "Sort Of Revolution" , tam da sizin mamanız. İnanın. En az Capote'nin bir deha olduğuna inandığınız kadar.

Not : Albümdeki "Six Weeks" parçasının bi sihri varmış , bir defa döndüren 6 hafta boyunca sürekli döndürürmüş , döndürdükçe sus pus olurmuş.

Kinny'ler geldi Kinny'ler geçti...

cover
Tahayyülünüzü zorlayarak şöyle bir sahne gözünüzün önüne getirmeye çalışın : Stüdyoya kayda girdiğinizde, kah prodüktör koltuğunda birşeyler içen ,kah arkadaki kanepede bacak bacak üstüne atmış mecmua karıştıran, kah seslerle oynayarak bir taraftan da basını çalan 6-7 "kallavi" DJ sizin gelip de azıcık şarkı söylemenizi bekliyor , söyleyince de kaydedip albüm yapıyor. Bu kallaviler arasında kayda da etiketini yapıştıran "hastasıye" plak şirketi Tru Thoughts 'un en mühim adamları var eni konu : Quantic, Nostalgia 77 , TM Juke , Hint ve Diesler gibilerinin isimlerini hep aynı kızcağızın arkasında görünce albüme bir göz atmakta fayda gördük. Hani pür dikkat olmasa da yukarıda bahsettiğimiz tiplerin hepsini aynı stüdyoda görme muhabbetine bi fayda o. Yoksa Kinny'de o kadar da bi marifet yok , arkadakilerde muhabbet.

dance me to the end of love!

cover
Dans müziğini yine yeni yeniden hatırlamak başlığı altında başvurduğumuz ilk isimlerden biri de kuşkusuz Fransız üstat Etienne De Crécy. Malumunuz, dans işini ince eleyip sık dokuma düsturu ile ele aldığımızda zaten oldukça seçici geçirgen bir tavır sergilememiz gerekiyor. Birçok tuzağın bulunduğu ana akım dans müziği janrı içerisinde (yerlere göklere sığdıramadığımız french touch hissi ile beraber) apayrı bir yer edinen Etienne , her Lp'si her EP 'sinde bizi sandalyelerden koltuklardan kaldırmayı başarıyor. Canlı performanslarında profesyonel "görüntücü"lerle hazırladığı görsel şovlar da bizim "görüntücü"lerin dillerine düşmüştü zaten çoktandır.Müziğindeki insani dokunuşlar (bilhassa “Scratched” e pür dikkat) da en azından bir robotla karşılıklı tuhaf bir elektiriklenme değil de kanlı canlı birileriyle “dans” ediyormuşuz hissiyatı veriyor. Hatta ellerimiz kollarımız bacaklarımız omuzlarımız uyuşup üşüyene kadar salınıyoruz , funk’ın punk’ın , bigbeat’in electro’nun her yerine kadehlerce su kaçırıyoruz. Gelenlerin gidenlerin ardından dans, herşeyin sonuna ünlem! Touch bize French Etienne De Crécy!

dance me to the end of love

Dans müziğini yine yeni yeniden hatırlamak başlığı altında başvurduğumuz ilk isimlerden biri de kuşkusuz Fransız üstat Etienne De Crécy. Malumunuz, işi ince eleyip sık dokuma düsturu ile ele aldığımızda zaten oldukça seçici geçirgen bir tavır sergilememiz gerekiyor

Kulak Masası!

istanbul pre-modern

hazır pek kıymetli dostumuz istanbul'dan ayrılıp yanımıza avdet etmeye hazırlanırken, onu istanbul ortaçağından hoş sedalarla uğurlayalım, sonra hızla kendi şehrimize gelip pür neş'e karşılayalım dedik ("minareden at beni, in aşağıya tut beni" hesabı).

dedik de nasıl? yıllar evvel elimize geçmiş, günlerimizi, gecelerimizi yemiş, sonra (kaset olmasından ötürü) yitip gitmiş, bu sabah karga kahvaltısı vaktinde nedense akşamdan kalma aklımıza düşmüş ve yaşamımıza kaldığı yerden duhul etmiş bir albüm var: bosphorus nam bir grup (ki gündoğarken'in rüzgar'ına nakşettiği greek touch'dan anımsayabileceğiniz vasiliki papageorgiou ve hasan esen çekiştirmiş bunları bir araya) bol taksimli, bol bizans soslu osmanlı tadında kırık türkçeli, tatlı rumcalı bir albüm yapmış, last boat from halki / heybeli'den son vapur.


HEYBELIADA-OSMANLI-NADIR-KARTPOSTAL__8945162_0



her şey güzel, ama bazıları daha güzel. 11 ve 12 numaralı boşluklara yerleşmiş track'lere, i.e. 'gitar-kemençe taksimi'ne ve 'dalgalar' adlı şarkıya müstesna bir mim koymak isteriz. o nasıl yanık, nasıl içli kemençedir; o nasıl bir ilk dizedir "ah vre dunya!"

çello ve ney taksimleri de onlar kadar müthiş. her ikisi de yalnız takipçi parçanın değil, aynı zamanda enstrumanın sınırlarını tatlı tatlı teşhir ediyor, kimi yerde aşıp geçiyorlar. haddi zatında, bu taksim fikri külliyen müthiş! neden derseniz, taksim, aslında hayli mimari bir işlevi eda ediyor; tutup kendinden sonra icra edilecek eserin müzikal uzayını, içinde çalınacağı odayı inşa ve işaret ediyor; adeta diyor ki "bundan sonraki şarkının notaları, tonu, tadı; şimdi size ağır ağır açacağım, üzerinden geçeceğim, işaret edeceğim sınırların içinde varolacak; dışarı çıkmayacak hiç." bu hazırlık, bu taksimat, dinleyicinin o müzikal yapının içinde tökezlemeden yürümesini, sağına soluna bakınmasını, müzikten gereği gibi kam almasını sağlıyor. yaşasın taksim, yaşasın mimariyi müziğin vücuda gelmiş hali olarak kavrayan kadim kafalar!

yaşasın heybeli'den kalkan son vapurlar, haydarpaşa'dan kalkan öğle trenleri!

istanbul modern

burial
Aranıza dönmemi ve daha da mühimi mama'nın birinci yaşını Burial'dan başkası kutlayamazdı tabi ki. 2007'nin bizce en büyük olayı , O.'nun ağzı ile karanlık teenage'i yavaş yavaş büyüyüp serpiliyor. Serpildikçe yanına abileri yanaşıp racon ve cemiyet hayatı kaideleri hakkında ona malumat fısıldıyor. Aralarında Four Tet 'in de olduğu bu abileri onu hayata hazırlarken Burial kardeşimiz de büyüklerine saygıda kusur etmiyor ; bırakın salınmayı eni konu dans edebileceğimiz melodiler hazırlıyor. Bu gidişle çocuğu daha çoook abiler bekliyor. İlgiyle dans ediyoruz.

hoşgeldin!

esmeray

inatla çağırdığımız tezkere geldi. sonunda dostumuz aşkla ifa ettiği vatan hizmetini başarının daniskasıyla tamamlayıp tanıdık semalara geri döndü. artık kız alabilir, istediği kahvede oturabilir, yurt dışına çıkışlarda ve tekrar yurt içine duhullerde tedirginliğin gereksiz olduğunu idrak edebilir, kendini biraz daha özgür ama biraz daha katı hissedebilir. bu etkilerin tuhaf olanlarından sıyrılmak için biraz müzik ve biraz muhabbet faideli olabilir. eh, bundan iyisine şam'da kayısı dendiğini de suriye sınırında bulunmuş herkes bilir!

dostumuzu gönderirken 'piano piano' döndürdüğümüz plağı, bu defa allegro patlatıyoruz; onu, askerde kendisine ilham olunan posterin naçizane bir görünüşüyle kucaklıyoruz: haddi zatında hepimiz esmeray'ın askerleri değil miyiz?

p.s. zizek nam sakallının anlattığı fıkradır: adamın biri hayli isteksizce gitmiş askere, bir yol arıyor, illa yırtacak. obsesyon-paranoya karışımı bir tablo çizmiş: kışlada girdiği ofisteki kağıtları tek tek alıp bakıp 'bu değil!' diye bağırıp sağa sola savurmaya başlamış. yüzlerce kağıdı dağıtmış. adamlar bakmışlar bizimkinin duracağı yok, herif sağlam değil; hızlıca yazıvermişler çürük kağıdını, vermişler eline. o da, 'hah, bu!' demiş.

Who am I to you?

2005 tarihinde İngiltere'nin yüzyıllardır karmakarışık arka sokaklarından ana caddelerine bir debut albüm daha fırlatıldı.

serhoş

bunu dinleyin, başka her şey kolpa gelecek!