"...kuzeydeki tepelerin yamaçlarındaki Leopardstown ile güneydeki, Çifte Kayalar ve Üçlü Kayalar'ın arasında bastonuna dayanarak duran Belacqua, yığınla koyun ve kuzunun veremediği o eski günlerin manzarasına atların bir zamanlar katmış olduğu güzellikleri düşünüp yeriniyordu. Her an yeni bir kuzu geliyordu dünyaya; çimenler kızıl plesantalarla kaplıydı, tarla kuşları şakıyor, çitler döne döne uzuyor, güneş ışıldıyordu, gökyüzü Meryem'in şalıydı, papatyalar da oradaydı, her şey yerli yerindeydi. Bir tek gugukkuşu eksikti. İnsanın kafasından Tanrı düşüncesini kolayca silip atamayacağı bahar akşamlarından biriydi."
Sevgi Apartmanı
Şef:
sputnick
on 18 Nisan 2012
/
Comments: (0)
Anna: Bana istediğin şeyi sorabilirsin.
Oliver: Herhangi bir şeyi mi? Şurada ne var?
Anna: O bir ağaç... Şurdakiler de araba. Tıpkı bunun gibi bir başka apartman. O apartmanın içinde yaşayan insanların yarısı, işlerin hiçbir zaman yoluna girmeyeceğinden emin. Diğer yarısı da mucizelere inanıyor. Sanki bunların arasında bir savaş var gibi.
Oliver: İnsanlar hakkında bu kadar çok şeyi nasıl bilebilirsin ki?
Anna: Basit... Onların yüzlerini okumayı öğrenmen gerek.
The Beginners, Mike Mills (2010)
gerçekleri öğrenen tren
Şef:
sputnick
on 17 Nisan 2012
/
Comments: (0)
İçinde tüm hayvanların mutlu ve mesut yaşadıkları bir orman varmış. Bu ormanın hemen yanından da bir tren yolu geçermiş. Kara tren, her sabah buradan düdüğünü öttürerek kasabaya gidermiş. Hayvanlar onu çok severlermiş. Düdüğünün sesini duyar durmaz yolun kenarına koşar onu selamlarmış. Tren de çok mutlu olurmuş onların ilgi ve sevgisinden. Ama karga bu durumdan rahatsız olurmuş. Kendi sesi çirkin olduğu için diğer hayvanların trenin sesini beğenmesine tahammül edemezmiş; kıskanırmış onu. Karganın kıskançlığı gün geçtikte daha da artıyormuş. Artık dayanamaz olmuş bu duruma. Bir gün kara trene gidip:
"Sen neden her gün burdan geçerken düdüğünü öttürüyorsun? Üstelik, sesin de hiç güzel değil. Ayrıca tüm hayvanlar senin sesinden rahatsız oluyor", demiş.
Bunu duyan kara tren çok üzülmüş. Diğer gün, ormanın kenarından geçerken düdüğünü öttürecekmiş ki, aklına karganın dedikleri gelmiş. O anda susuvermiş. Sesi hayvanlar tarafından duyulmasın diye yavaşlamış. Ama hayvanlar dumanından onun geçtiğini fark etmişler ve hemen koşup gelmişler. Tren ses çıkmasın diye yavaş gittiği için kasabaya da geç kalmış. Makinistler onun arızalandığını düşünmüşler. Diğer gün de tren,
"Madem benden rahatsız oluyorlar, hiç gitmeyeyim artık" demiş.
Makinistler onun yerine yeni bir tren çıkarmayı düşünmeye başlamışlar. Hayvanlar ise onu göremedikleri için çok üzgünlermiş. Karga, dediklerinden pişman olmaya başlamış. Diğer hayvanlara bu duruma kendi sebep olduğunu anlatmış. “Ama merak etmeyin, ben gidip onunla konuşacağım ve sizlerin onu ne kadar sevdiğinizi anlatacağım.” demiş. Sonra da gidip kara trene tüm gerçekleri anlatmış. Tren gerçekleri öğrenince çok sevinmiş ve tekrar kasabaya gitmeye başlamış. Onu gören makinistler çok şaşırmışlar. Arızası var mı diye kontrol etmişler. Ama bir şey bulamamışlar. “Belki de yağa ihtiyacı vardır” deyip onu yağlamışlar ve onun yerine yeni bir tren çıkarmaktan vazgeçmişler. Tren artık çok mutluymuş. Her gün düdüğünü öttürüp ormanın yanından geçerek kasabaya gidiyormuş.
ecinni
Şef:
sputnick
on 7 Nisan 2012
/
Comments: (0)
Merak ve tutkudan kovalamasına rağmen asla görünmemişti şu ana kadar. Öyle hallere düşmüştü ki, "görünemem" lafını, "görünmemeliyim" anlamında mı, yoksa "yetim yok" anlamında mı kullandığını artık o da karıştırır olmuştu. Görünse (bir kez daha) alevlerle kovalanacağını biliyordu ya, yine de çadırın uzağından geçerken bir anlık parlayan iki göz ile fark edilen bir tilki gibi etrafta dolanmaya devam ediyordu. Ta ki...
Bir an, kalbini sıkıştıracak kadar korktuğu alevlerin aslında derisini yakmadığını hissetti. Korkusu, bir iki yutkunmayla, mideye de değil, bağırsağa kadar inecekmiş gibi oldu. Bu bağırsağı hatırladığını fark etti. Kaşlarını çatarak yavaşça tekrar çadıra doğru çevirdi gözlerini. Hikayeyi başa aldı:
Merak ve tutkudan kovalamasına rağmen asla görünmemişti. Şu ana kadar.
genetik miras
Şef:
sputnick
on 1 Nisan 2012
/
Comments: (0)
Gece vakti sokağın köşesinden ana caddedeki şiddetli bulvara çıktı. Duraksamadan caddenin karşısına geçerken, ona doğru yaklaşan en yakın farların, bulunduğu noktaya ulaşmasını hesap ederek yürüdü. Hesaba katılmayan şey, aynı istikametten, en yakın farı bir saniyeliğine karartan bir başka cismin de ona doğru geldiği idi.
piyanodaki cadı
Şef:
sputnick
on 28 Mart 2012
/
Comments: (0)
Devletlü efendim hazretleri, Doyran kazasının 'Köşklü' ve 'Savcılı' köylerinde, cadı diye tabir olunan hayali bir cismin ortaya çıkması dolayısıyla, bahsedilen köyler ahalisi tarafından yeni defnedilmiş iki cenazenin kabirlerinde yakıldıkları haber alınması üzerine yapılan tahkikat sonucunda; bundan kırk gün önce vefat eden Ali Onbaşı ve Hanım Ali isimli kişiler güya cadı veya buradaki tabiriyle vampir olup önce halasının kızı Fatma'nın evinde gece saat bir sıralarında süt pişirirken tenceresine kum atıldığı ve evdeki tencere ve sahanların karıştırıldığı ve bu halin beş-on gece devam ettiği gibi ölen kişinin kendi evinde de aynı durum meydana geldiğinden, bundan ölen kişilerin cadı olduklarına inanılarak mezarları açılıp yakıldıkları anlaşılmış ve yapılan bu hareket, medeniyetle ve insanlık şerefiyle izah edilemez olduğu gibi esasen hükümete malumat verilmeksizin kabirler açılıp, gömülmüş cenazelerin yakılması kanunen ceza gerektiren fiillerden olduğundan, bunu yapanlar hakkında kanuni takibat yapılmak üzere evraklarıyla adliyeye sevk edildikleri, bilgilerinize arz olunur."
izzy
Şef:
sputnick
on 18 Mart 2012
/
Comments: (0)
İnsan 17'sinde neyse, her yedisinde de o mudur Izzy? Sanki yine gidilse, kendiliğinden siyah beyaz mı olacaktır o sokaktaki köşe? Tıpkı albümde hissedildiği gibi, her şeyin de bir illüzyon olması mümkün değil sanki ha Izzy? Pek tabi yine o köşe siyah beyaz, pekala yine Izzy incecik bir estetik, gayet de bazı pazarlar güneşli. Selamını aldık, ürkek selamımızın alınmasına duyulan hürmetle.
neydi kulak maması?
Şef:
sputnick
on 13 Mart 2012
/
Comments: (0)

Budalanın biri köye giderken yolunu kaybeder. Yolu sorduğu kimseler ona, "Nehrin kıyısındaki ağacın yukarısına doğru yürü" derler. Budala da gider, ağacı bulur. Ağacın yukarısına dedikleri için başlar ağacın yukarısına tırmanmaya. Çıkar çıkar, tam en uca gelince dal eğiliverir. Düşerken dala tutunup orada asılı kalır.
O sırada sırtında binicisiyle bir fil o tarafa doğru yaklaşır. Ağaçta asılı olan budala, bağırıp ağlayarak fil sürücüsüne yalvarır. "Aziz efendim, çok korkuyorum, ne olur beni buradan aşağı indirin."
Fil sürücüsü, bunun üzerine filin kancasını elinden bırakıp, her iki eliyle birden adamın ayaklarını tutar. Çekerek onu aşağı indirmeye çalışır. Birden fil hareket edip altından çekilince, adam da kendini budalanın bacaklarına asılmış halde havada bulur.
Daha da telaşlanan budala, fil sürücüsüne akıl verir. "Çabuk bir şeyler söylemeye başla" der. "İnsanlar sesini duyarlarsa gelip bizi kurtarırlar. Yoksa burada kalırsak bir süre sonra elbet düşüp, nehrin akıntısına kapılır gideriz."
Budalanın aklına uyan fil sürücüsü, bağırarak tatlı tatlı şarkı söylemeye başlar. Budala da şarkının verdiği keyifle zevklenerek, bir anlık heyecanla el çırpmak için tuttuğu dalı bırakıverir. Her ikisi de nehre düşüp boğulurlar. Hala nehrin yanındaki o ağacın dibinde o şarkının duyulduğu söylenir.
Bir ağacın altında beklerken, "gelen giden var mıdır?"a dahi bakamamak olabilir mesela, bu hikaye de değilse kulak maması.
şiddetle meyyal
Şef:
sputnick
on 9 Mart 2012
/
Comments: (0)

Epinefrin (bildiğiniz Adrenalin) hormonunun, tıpta lokal anesteziklerin etkisini uzatmak için kullanılmaya başlamasından beri, bunun kulaktan da alınabileceği fikri damarlarımızda geziniyor. Fizyolojik etkinin (her ne kadar geciktiricili olsa da) elbet bir nihayete ereceği kesin de, ermeden evvelki eylemler yana kar kalıyor. Ne de olsa nefret, ancak bir başkasına yönlendirildiğinde cezai hüküm taşıyor.
provake
Şef:
sputnick
on 8 Mart 2012
/
Comments: (0)

Eminiz ki XX. asrın en muhafazakar estetik kuramcılarından biri olan Enrico Fubini'nin müziğin estetiğini anlamlandırmaya ve çıkarttığı bu subjektif anlam merceğinden genelde estetik, özelde de müzik tarihine baktığı çalışmalardan birinden bir alıntı yapmak elzem.
" ...Bu bakış açısından, müzik eğer tarihsel anlar, içinde yer alınan bağlam, toplumsal işlev ve diğer sanatlarla, özellikle de şiir ve edebiyatla iletişime geçen ilişki tipleri uyarınca kendi üzerine yoğun bir dikkat çekiyorsa, sonuçta çok çeşitli meslek kategorileri arasında hangilerinin müziği doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendirdiğinin yazılabileceği açıktır: Filozoftan pedagog ve ahlakçıya, matematikçiden akustik fizkçiye, edebiyat eleştirmeninden politikacıya, sanat amatöründen uzman eleştirmen ve müzikologa, geniş anlamıyla tıpçıdan sosyologa pek çok farklı meslek grubu. Müzikteki nispeten daha yakın zamanlı gelişmeler, özellikle de son birkaç onyıldakiler, şimdiden öngörülemeyen çalışma kategorileri adına, hiç şüphe yok ki taze bir merak uyandırabilirler - caz, elektronik müzik ve daha yeni olan bilgisayar müziği örneklerinde olduğu gibi."
Estetica Della Musica, Enrico Fubini 1993 (Müzikte Estetik, Dost Kitabevi Yay. Ankara, 2006)
Flying Lotus'un, interdisipliner kulakları daha ilk görüşte çeken estetik tavrı, tam da Fubini'nin tuhaf bir şekilde betimlemeye çalıştığı bu "taze merak"lara sebebiyet vermiyor mu? Prodüktörün, bilhassa kıyıda köşede kalmış kırıntılarından oluşan uzun çaları boyunca, hem onun başka deryalarla olan münasebetine tanık oluyoruz, hem de (ne kadar törpülemeye çalışsak da) o mümkün olan, vefakat hakikate belki de asla dönüşmeyecek "o diğer oluş biçimleri" üzerine düşünüyoruz. Hatta bazılarını uzansak tutulacak bir yakınlıkta bile hissediyoruz. Evet, onun gibi.
yeni siyah
Şef:
sputnick
on 6 Mart 2012
/
Comments: (0)
Müzik - zaman ilişkisinde kırılma yaratanlar da yok değil. 2000'li yılların başlarının mühim aktörlerinden olan Morr Music'in ağır toplarından Lali Puna'nın, The Human League cover'ı Together In Electric Dreams, hatırlattığı his ile çok daha eski bir tarihe aitmiş gibi gelse de, geçen neredeyse 10 yılda kokusunu yitirmediğini müjdeliyor. Ezcümle, hiç olmayacak şeyi, olur yapıyor.
saatleri ayarlama enstitüsü
Şef:
sputnick
on 4 Mart 2012
/
Comments: (0)
Birilerinin cehenneminin başkalarının huzuru olduğu bir yerde cehennemin de huzurun da ne anlamı kalır ki? Bir önceki kuşağın cehennemine şahit olan X'ler için bu hatırat, küçük sıcak evlerdeki televizyon ekranlarından fışkıran çocukluk anılarından ibaret değil mi?
All Along The Watchtower, bestecisi Bob Dylan'dan çok daha fazla şeyi Jimi Hendrix Experience monitörlerinden fışkırtıyor. Orjinalini unutturan cover'lar da hatıratı ondan alıp, kendisinin eyliyor.
peki ya nedir?
Şef:
miss papix
on 23 Şubat 2012
/
Comments: (0)

bazen gelmemdendir, bazen gitmemden. senin az bildiğin, belki de benim hiç bilmemem gerekendir. bir yere gitmeye çalışırken kendimi başka bir yerde bulmamdır. yaşlanmadan bitki gibi köküme uzanıp köküne tutunmamdır…
a: ya hepsidir, e: ya hiçbiridir!
kapıdaki not
Şef:
sputnick
on 20 Şubat 2012
/
Comments: (0)
Biri, duyulması zor bir fısıltıdan sonra kapıya şu notu belli belirsiz iliştirip uzaklaşmış:
Bir diğeri de, notu görüp (üstüne üstlük, bir de alınıp) günler boyu ona bakmış; sonra da aynı kağıdın arkasına şunu çiziktirmiş:
Sonra da kağıdı cebine koyup, kapıyı açıp çıkmış. Daha fazla alınacak bir şeyler bulmak için.



